|
Fatiha Suresi
بِسْمِ
اللهِ
الرَّحْمَنِ
الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ
ِللهِ
رَبِّ
العَالَمِينَ
()
الرَّحْمَنِ
الرَّحِيمِ
()
مَالِكِ
يَوْمِ
الدِّينِ
()
إيَّاكَ
نَعْبُدُ
وإيَّاكَ
نَسْتَعِينُ
()
اِهْدِنَا
الصِّراطَ
الْمُسْتَقِيمَ
()
صِرَاطَ
الَّذِينَ
أنْعَمْتَ
عَلَيْهِمْ
غَيْرِ
الْمَغْضُوبِ
عَلَيْهِمْ
وَلاَ
الضَّالِّيِنَ.()
Okunuşu: Elhamdü lillâhi rabbil'alemin.
Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în,
İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve
leddâllîn.
Anlamı: Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan,
merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. (Allahım!) Ancak
sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete
erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.
Fâtiha'nın kalbimize açtığı yol
Her gün dilimize değen, kalbimize de değmesi gereken Fatiha,
Kur’ân’ın ifadesiyle “şifa” saklar içinde. Dertlerimizin devası,
yalnızlıklarımızın çaresi, Kur’ân’ın sonsuz ve dipsiz anlam denizinin
derinliklerinde inciler gibi bekler bizi.
Çoğunlukla, kıyıda kalıp denizin suyunu elden geçirerek incileri bulmaya
çalışırız. Islanmayı göze alıp denizin içine dalmak ise nadiren yaptığımız bir
iştir. Fatiha’nın bize neler söylediği konusunda elbette ki satırlar yetmez.
Ancak Fatiha’nın hissettirdikleri konusunda her birimizin özel
bir güncesi olması gerekmez mi?
Dilimize Rabbimizin değdirdiği bir dua olarak Fatiha, Rabbimizin
“Benden bunları isteyin ki vereyim!” ya da “bunları size vereceğim, yeter ki
Benden isteyin!” demesi değil midir?
Rabbimizin bizden neyi isteyeceğimizi öğrenmemizi istemek üzere
kalbimize söylediği Fatiha, O’nun bize “sonsuz anlayış”ını da seyredebileceğimiz
bir aynadır. Fatiha’nın aynasında nasıl “sonsuz bir anlayışla” ağırlandığımızı
seyretmeye çağırıyorum sizi.
Hamd [olsun]: Varlığın boş yere ve rasgele değildir. Burada
çaresiz, amaçsız ve sahipsiz değilsin. Öylesine ya da tesadüfen var olmuş
değilsin; sen var edildin. Varlığın yokluğuna bilerek ve isteyerek tercih
edildi. Önüne sonsuz genişlikte bir sofra konuldu. Duyguların ve bedenin,
hayâllerin ve ideallerin besleniyor. Hiç ummadığın bir yerdesin ve hiç
beklemediğin güzellikler içindesin. Şimdi, “Tabii ki, bunlar benim hakkım!”
diyerek şımarman mı gerekir yoksa derin bir mahcubiyetle minnettarlığını ifade
etme telaşına mı kapılman gerekir? Onun için teşekkür et. Minnettar ol. Hamd et.
Alemlerin Rabbine: Seni var eden, sana eşlik edecek âlemler de
var eyledi. Onları ve seni terbiye ediyor. Her şeyi sana uyumlu kılıyor. Her
şeyi sana sevimli eyliyor. Ne senin varlığın ne de diğerlerinin varlığı anlamsız
ve boştur. Gördüğün her şey, seni çevreleyen herkes, senin gibi bile-isteye var
edildi. Varlıkları yokluklarına tercih edildi. Yabancı ve yabanî bir yerde
değilsin. Her şey seni terbiye eden Rabbinden terbiye almış. Bütün bir kâinat
kardeşindir. Kardeşlerin arasındasın. Herkes senin için var edilmiş, senin için
yaşıyor. Her şey sana dostluk elini uzatıyor. Dostlarının yanındasın.
Telaşlanma. Korkma.
Rahman O; Rahîm O: Sana şefkat eden bir Rabbin var; sahipsiz
değilsin. O seni ve diğerlerini şefkatle terbiye ediyor. Herkesi merhametinin
kucağında ağırlıyor. Seni sevdiği için var eyledi. Seni severek var eyledi.
Senin varlığından hoşnut. Varlığın O’na yük değil. Yaşaman O’na ağır gelmez.
Seni beslemek ve büyütmek O’na zor değildir. Rabbin seni seviyor. Rabbin senin
sevdiklerini de seviyor. Rabbin sevdiklerini sevmeni seviyor. Rabbin
sevdiklerini sevindiriyor. Rabbin sevdiklerini sevindirmeni seviyor. Üzülme.
Endişe etme.
Din gününün sahibi O: Ayrılıklara ve vedalara üzülüyorsun.
Sevdiklerin gidiyor, sevenlerin uzaklara dağılıyor. Kalbin acı çekiyor,
ağlıyorsun. Merak etme; seni var eden Rabbin senin kalbini de biliyor. Senin
çektiğin acıları ve hüzünleri senin bildiğinden daha çok biliyor. Her şeyin
dağıldığı gün, her işin sonlandığı gün sana ve sevdiklerine sahip çıkar Rabbin.
Uzaklara gitmene gerek yok; her gününü ‘gün’ eden, sabahı pencerene getiren,
gündüzü sana aydınlık eyleyen, geceyi uykunun ve dinlenmenin döşeği eyleyen
O’dur. Akşamla veda eden her günü, yeni bir sabahla sana getiren, sana bütün
zamanlarda, ebediyen sahip çıkacaktır. Emin ol!
Yalnız Sana kulluk ederiz:
Şimdi yüzünü O’na dön. Başkasından medet umma; herkese ümit ve medet veren
Rabbindir. Şimdi sadece O’na yönel. Başkalarının peşinde koşup yorulma; seni
biricik eyleyen ve önemli kılan Rabbindir. Korkma; O seni kalabalıkta unutup
bırakmaz. Endişe etme; O seni yolda bırakıp terk etmez. Telaşlanma; O sana
arkasını dönüp gitmez.
Yalnız Senden yardım dileriz:
Her ihtiyacını O’ndan iste. Başkaları sana yetişemez. Her dilediğin O’nun
yanındadır. Başkaları seni ciddiye almaz. Sen O’nun için sıradan biri değilsin;
önemlisin, bi’tanesin. Sana iyilik etmek yormaz O’nu. Senin dilediklerini yerine
getirmek usandırmaz O’nu.
Bizi ‘doğru yol’a hidayet eyle:
Senin nasıl huzur bulacağını Rabbin senden iyi bilir. Kendine bulacağın yollar
içinde, en iyisi O’nun seni çağırdığı yoldur. Senin için doğru olanı O bilir.
Senin iyiliğini senden çok O bilir.
Gazaba uğramışların ve sapmışların [yoluna] değil:
Rabbin, yanlışa düşüp acı çekmeni istemez. Acılar ve sancılar, senin kendini
bilmeyişinden kaynaklanır. Seni en çok sıkıntıya düşüren senin kendini
bilmeyişindir. Rabbinin terbiyesini kabul et ki, kendine acı çektirmekten
kurtulasın. Rabbinin senin iyiliğini istediğini bilerek O’na teslim ol ki,
kendini ateşe kendi ellerinle ateşe atmayasın.




.bmp)


 |